100 kişi kendisini tutuyor, 83 arkadaşı var.
Ben deliyim ve seviyesizliğim sahip olduğum seviyem kadar.
haddimi de bilirim hadsizliği bildiğim kadar
sonradan görmek, sonradan tatmak,
sonradan yaşamak olumsuz bir şey değildir; asıl olumsuz olan, kişinin,
gördüklerini, tattıklarını, yaşadıklarını lâyıkıyla hazmetmeden onları
birer gösteriş kusmuğu hâlinde dışarıya çıkarmasıdır.
"tefekküre dalmak"
bu eylem olarak yeni öğrendiğim bir eylem, ne dersek diyelim...
Aşk'ta Şems-i Tebrizi ile Rumi'nin çokça yaptığı şey bu, tefekküre dalmak!
düşünceye dalmak, derin düşünmek anlamlarına geliyor.
ne kadar güzel
çoğu zaman ben de tefekküre dalarım, çoğu şeyi içimde biriktirir,
çoğunu bir yerlere yazarım ve rahatlatırım yüreğimi, ruhumu.
bazen söylemek istemezsin, bazen de onlar içinde duramaz, çıkartırsın.
bir bakmışsın, karşında durup sana bakıyorlar!
içimde tuhaf bir şey var, sıkıntı mı desem..hüzün mü desem.. ne desem bilemedim. ağlamak geldi içimden bir ara. tutmadım. bıraktım. ağladım
iyi geldi...
ben kimim de bu yaşamı yaşıyorum bilmiyorum. bu benim hayatım mı? yoksa benim yüzüme bürünmüş bir başkasının mı? hayat bana biraz rahat ver işim çok benim...
Ben deliyim ve seviyesizliğim seviyem kadar.
Ben serseri ve kopuğum, aklımın yitikliği kafatasımda ki saç tellerimin sayısı kadar.
Ben neyim yahu gerçekten?
bir deli by Şah-ı KaRgA
Ey benim Küllü iradem ey!
ne yaratsak ve ne kadar sevsek az
sonunda sevgiye düşman olmaya mecburuz
irade böyle ister
ve ey sen anlayan!
irademin patikası
ve ayak izim
gerçekten sen misin benim kudret-i iradem?
senin iradenin ayakları üstünden
gerçeğe doğru yol alırken ben
ne iradeler devirdim devrimlerden
aşk haliyim sana orada
her devrimin elebaşısı ben
...
Şah-IKaRgA
Kaybettikçe azar azdıkça yazar...düşkün her kaybettiğine üzgün!
Köledir kaybettiklerine, ele geçmeyene yanar, geçiremediklerine kızar bedevi!
Cinayeti çok kendini öl/gül/dürür!
Her defasında asar, asılır, ipin ucu kör, asıldıklarına sağır.
Yaşar!...
Duygulardan yasaklanmış edebiyat, hep şiir hep şair
Okudukça her satır batak.
Battıkça, yazdıkça her hikaye bir başka hale ayna
Tanrıyı güldürür insanı üzer.
Şeytanın boşluklarını doldurur, doldukça gerçeğini oldurur.
Kötülüklere meyilli güvenmek yerine güvensizliğe tapar.
Kadın üşür Adam üşür!
Düşünür çöl sevişlerin sevişmeleri
İpekten halıdır altlarındaki uçurum sıcaklığı.
Ağır gelir terlidir sırtları ağır sıcaktan...
Beyinlerinden gözlerine damlar terden damlalar.
İçinde huzur, içinde şefkat, bir sarılıştır, bir seviliş, bir bekleyiş...
Pasaj pasaj geçer mesaj, bir açık bir kapalı bulutlar...!
Girişine asılmış bir ilan, ''dokunduğunu hissedene açılır kapılar''.
Alacalı bir kayboluş gökkuşağı renklendirilmiş taç, kuşaktan kuşağa...
Serin saatler içinden geçer, -ki saatlerdir sevişmelerin taklit olduğu...
Ruhunu kemirir her öpüş küçük kanamalar beyninde..
-Hayatıma ihtiyacın olursa gel...diyen sesi boğar kanadıkça...
Yağmurlu geçişli bir zaman başlar!
Tetiktir her an bir başka ana, çeker vurur gözbebeğinden zamanı.
Acı çektirmeyen ölüm iyi ölümdür!
Siyah sevişlerdir sevgiler karışır zamana beyaz grileşir.
Grilik netten uzak her anlama karışık her duruma bulaşık!
Kal hayatımda kalma hayatımda der gibi kararsız!
Kasılır duygular asılır askıda artık yaşam!
Lekesiz zaman ağır yaralı yaşadıklarından.
Ölüm bir kumsalda, görünür ayak izleri...kekremsi bir keder gözbebeklerinde...
Sesler boşlukta yankılanır.
Farkına varılmasa da beklenir beklenilmiştir.
Ve gelir...
Ölüm!
Şah-IKaRgA
...
Rakı sofrasında susulmaz arkadaş,
Hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın..
Arınacaksın gururundan, paşa gibi.
Şerefe ulan diyeceksin Şerefsiz Dünyaya inat şerefimize,
Kırar gibi tokuşturup kadehleri,
... ... Gırtlağınla seviştireceksin meyleri..
Gömeceksin kendini şişelerin dibine, ölür gibi içeceksin!
Öleceksin arkadaş..
Oturtacaksın karşına geçmişini,
Güle güle küfür edeceksin...
Unutacaksın, unutur gibi içeceksin !
............."İçiyorsan Rakıyı öve öve,
Söve söve kusacaksın ne varsa içinde
...
C.Y
gamsız yolcu
yaratıcılıkla hastalık arası uğursuz bir çizgi üzerinde yürümek
şaşırtıcı bir dinginlik ardı sıra dikkat çekici
bir çok gizli kapıyı aralamakta akl-i-şuur
hadi ordan şuursuz
dengesiz mi...
dengede mi...?
bilinmez!
normal aklın ortalamasına aykırı düşüşler
karanlık aydınlık
iki cümlelik bir harika
çarpıcı bir zıtlık!
hazzın başında beklemek midir ölüm?
hiç bir hazzın varamayacağı bir zenginlik
ışıltıları seyret ya da takip et
yağmalanırken yağmalamak gibi
zamanın yırtıldığı anlar
karınca yuvası gibi telaşlı telaşeler
dillere destan geçmiş di-li miş-li
sislerin içinden tek başına çıkıp geliveren
en yakıcı olanları
beklenmedik zamanlarda
ve zaman sayacı akmakta umarsız
seyret kumun akışını telaşsız
gamsız bir yolcu
bakar görmez ve gider!
hayat akışta
..
Şah-IKaRgA
düş/lemek ve düş/memek ...bilemeyiz kimsenin düş'lediklerini
düşerken düş'lere...yayından çıkmış ok misali gezinirken düş bahçelerinde...!
saklanıyorum kendimden kaçarak sakladıklarımdan katlana katlaya birike biriktire...
bıraktım beni mevsimsiz mevsimlere...geçiyorum zamanın içinden...
kayıp kıyılarında çöllerin
kayıp bir diyar kadar uzak ama bana şah damarımdan yakın
kalmasın hiç bir iz hani yazmıştı ya anlamadın
benim denizlerim çöl yakın değil kıyameti dünyamın
öldürür çoğu zaman insanı öyle alınan yara
ama aldırmıyor yürek artık bir ağacın altında uyanırken sabaha
mevsim nasılsa buralarda sonbahar ya bence sen de aldırma
ağzımda acı bir tortu okumak yazdıklarını gördükçe o nefreti
her düşüşü kaya gibi söz yüreğe saplanır ardı derin bir sızı
nasılsa göründü denizde çölün dibi
ince ve sessiz kayarken ellerimden sureti
yüzümü döndüm artık ben boş yere diyetler öderken
uzak iklimlere düşer şimdi gözlerim
ve bilirim ki ne söylesem boştur artık sözlerim
sen ikilem ben bilinmeyen denklem çözmeyelim istersen
..
Şah-IKaRgA
Hayat nedir ki ey sevgili
Seni sevmekten başka
...
isimsiz ve kimliksiz ölümüne sevmekten başka ne?
nerelerden nerelere uçupta birlikte bilmemek mi sevmek?...
ne ilk sözünüm ne son sesin
seninle sevişmekten başka
nedir hayat sevgili(m)
..
Şah-IKaRgA
Düş-lemek ve Düş-mek
Bir var-mış binlercesi yok
Hep var-mış gibiydi ama hiç yok
-muş -muş -muş
Zorlu kıştan sonra gelmeyen bahar gibi
Yüksek zirvelerde hiç erimeyen karlar gibi
İçinde kaybolduğum sonbahar gibi
Kapalı ben de her mevsim
Mevsimsizim
Her damlanı sıcacık sanmıştım
-mış mış mış
Bana her damlanda hayat bulmuştum
Güneşi tutkunla kapatmanı seviyordum
Olabilecek tüm ihtimalleri hayal edip
Geçmişi reddedip yaşadığımız anı seviyordum
Senden başka her şeyi reddederek seviyordum
Geleceği düşünmeden
Omzuna başımı çok sık dayamasam da
O omzu düşünmeyi var olduğu ihtimalini seviyordum
Sanki koyduğumda başımı
Yaslandığımda o Çınar gibi gövdene
her şeyin geçeceğine inanmıştım
Ben ne kadar salak mışım?
-mış mış mış
Ve sen
Ne kadar yalancı!
..
Şah-IKaRgA
NE DİYOR ŞAİR "BİR TOPLUMUN AYNASIDIR MEZAR TAŞLARI VE HAPİSHANELER..." ÖVÜNMEK ŞİŞİNMEK NEYİMİZE BİZİM; İŞTE HAPİSHANELERİMİZ İŞTE MEZAR TAŞLARIMIZ... BELKİ DE TEK TESELLİMİZ BÜYÜK OZAN "RUHSATÎ"NİN ŞU SÖZLERİ OLSA GEREK: "DÜNYAYA GELENİ ÖLMEZ BELLEME; HER DEM AĞLAYANI GÜLMEZ BELLEME..."
tıpkı aşk gibi ve sevgi ve saygı gibi
elimizde kalanlarımız; altından kaldıklarımız.
aidiat duygusu bu denli negatif güçlü, iflahı kabil olmayan, dört ayaklı
kafadan bacaklı, adına insan denen sonradan görme
yaratılmışları sırtlamak, kahrını çekmek durumunda kalan
5 milyar yıllık var oluşun Dünya'sı
yazık sana
sana acaip saygı duyuyor
ve inan, seni çok seviyorum :) yine de ve yeniden sanki
güya gözümüzden sakındığımız, yapmacık itinaların en abartılısını takındığımız elimizde beslenesi, büyütesicelerimiz
çoğunluk elimizde kalanlar değil midir?
saksıya diktiğimiz, tasmaya mahkum ettiğimiz, kafese tıktığımız;
kimsenin ihtimamına muhtaç olmaksızın milyarlarca yılın döngüsünde
var olmuş, olmaya devam edecek sayısız canlı türünün
sahipleriymişizcesine;
keyfimize kederlerde canına ot tıkadığımız..tıkanasıca umursamazlarımızda gezindiklerimiz...!
..
Şah-IKaRgA
Gri
Göçerken gökyüzünde
Ölümlerini yerçekemine veren
Yılgılardır yaşamda
..
Şah-ı KaRgA
Günaydın ırmak ellim
Günaydın gönlü yücem
Gözü deniz alnı gök göğsü ada yar
Memleket parçam
Ben üzerine yağan rengi kar /.................Şah-IKaRgA
bir aksam çik gel çok geç olmadan mevsim kisa dönmeden
yapraklar sararip solmadan saçlarima aklar yüzüme kiriklar düsmeden gel
gel ki yeniden baharlar yagsin yüregime filizler sepilsin boy boy
yikansin ask sarabiyla susuzlugum teninde tükensin solugum
öyle yak ki gelirken cehennem ates görsün de ürksün
...ama nerde sen de o cesaret bu kadar ask'tan korkarken...?
Şah-ıKARGA
KÖPÜK
Oyun bitti ve her şey yerini buldu.
Akşamla ebedi kızlar anne oldu.
Aynalara bakma, aynalar fenalık;
...Denizi, sonsuz olanı düşün artık.
Bir gün beni hatırlayabilirsin ancak,
Güzelsem soyabilirsin çırılçıplak;
Oradayım hep ben, orada, derinde,
Gemilerin ihtiyar köpüklerinde.
Ahmet Muhip Dranas
Bir sonbahar, bir sabah ve bir yağmur olacak
Toprak ve insan kokularıyla,
Uğultulu bir sarhoşluk içinde, yıllar için
Başımı alıp gideceğim.
... TURGUT UYAR
yüreğime yağan karda senden sonra hala hiçbir iz yok...
adam kara... kar adamın karasında... karadaki karda adam...
adam gibi adam çünkü karası karı aydınlatan...öyle bir adam...
Kokmasın diye gönlümü tuza yatıracağım, dilimi bala..
...
"Dil bala;
eyvallah...
...Ve lâkin gönül âşka/
'balığa denizden başkası azabdır' der Mévlânâ..."
(.........................)
hayat
iki parantez arası
içindeki noktalar
kapılar arkasındaki hikaye
ve özgürlük
bin yüzlü fahişe tebessümü
gerçek
baltacı mehmet çadırı
ve açılım
aşkların
alt kimliğinin üst kimliğe
parantez açılımı
oda
soru işareti...?????????????????
90- 60 -90 -
SEVİLEN
zehirler şekerle yenilir
ressam resmi ile anılır
yüzlerdeki et misafirdir
sendeki sen sevilir
şeker çayla karışınca
ten canla barışınca
sen varsan sensizlik yoktur
sensizlik senle sevilir
aybeyim hep ayırdılar
şekeri tutup çayı kayırdılar
ayıbı kınından sıyırdılar
şimdi 90, 60, 90 sevilir
yalniz kendi gözlerine takili gözlerinden akarken yaslarin...saçini kim tarayacak aydinlik bir sabahin ?
gürültü yapacak takatimiz bile kalmadı...gitmeler gitme değil-gelmeler gelme değil...
şekerim nasılsın?
senin moralin karla karisik yagmurlu...?rüzgarlar poyraz karayel misali...ben de hep tayfun firtina...
soruyorum?daha kaç çocugun düs'leri ödeyecek gizli cinayetler isleyen hesabini,,,kendinden habersiz akil'larin ???
|
|
sosyomatch4109 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
nietzsche3227 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
düşünce çöplüğü2956 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
vasıflı deliler2865 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
Okan Bayülgen1811 üyesi var. üyelik serbest. |
Sökebilse sökerdi, mümkün olsa silmek silerdi,
Yaşamamak için yaşadıklarını yaşamaktan vaz geçerdi,
Düşünmeden sonunu hiç, gömebilse gömerdi
Atmak imkan dahilinde olsaydı kaldırıp atardı
Hayal kırıklığından korunmak adına.
Ama olmadı olmadı demek
Yapamadan en ufak bir şey,her şeyi soktular gözüne, gözgöre göre
Lanet olsun dese de gereksiz lanet aşikare ortada gören her göze
herseyi silip atmak yok saymak unutmak var ama
ben insan değilmişim mutlu edemezmişim seni..
zamansın gidermişimm, yarım bırakırmışım ve asla yetinmezmişim
ama ben çokkkk............ AşığıM sana
Gece hüzünlülerin en sık uğradıkları yerdir…
Gece gözyaşlarının yanakları yumruklamaya başlamasıdır…
Gece ne kadar kör-karanlıksa ulaşılması daha kolaydır…
Gece sözcüklerin ürktüğü , seslerin zaafa uğradığı , bakışların dumanlandığı an…
Gece düşüncelerin soykırım evi…
Gece parçalanmak için en uygun zaman…
Gece ; ölmenin tam zamanıdır…
Bir gece ; açık seçik sırlar serbest düşüş yaparken ağzından göz çukurlarıma,
Ben yağmurda kan çanaklarımı duruluyordum sorguçlarımla…
Bir gece ; ağır bombardıman ve duman altındayken beynimin kızgın yolları,
Sen mikroskobik gerçeklerle zar atıyordun bir miligram yalanına…
Bir gece ; anlamayanları aforoz etmeye çalışırken bünyenden sen,
Ben şarabın renginden utanıp kanıma küstüm…
Bir gece ; ben tortulardan daha çok diplemişken denizi
Sen bana okyanusların tuzundan ve biberinden dem vuruyordun…
Gece ve gündüz gereksiz yere uzun süren yaşamımın nedenlerinden ; nedensiz hayat kaynaklarını tüketmemden , oksijeni hunharca katletmemden sayıklarken ben,
Sen sözlerini tekrar gözlerime dikip ; sözlerimin gözlerimden daha değerli olamayacağını hissettirdin…
Dumanli dumanli Oyy bizim ILLER.......
.............Bestesi Ziya Taşkent, güftesi Halit Çelikoğlu'ndan şarkısı:
Gökyüzünde duman duman bulutsun
Söyle seni kalbim nasıl unutsun...
Bankalar ... Battı Balık
Ekonomi ... Dümen suyu
Yolsuzluk ... Sümen altı
Döviz Kuru ... Dalga duman
Piyasalar ... Durgun
Kurt ... Pusuda
Terör ... Alev ateş
İşsizlik ... Havada bulut
Emeklilik ... Sen bu işi unut
Siyaset ... Mangalda Kül
Halk ... Hali duman
Ortalık ... Toz duman
Duman'dan dinlersek;
Nereye gider başını alıp sorarsın
Kimbilir durmadan nasıl susarsın
Bilmeden boşuna atıp tutarsın
Su gibi akıp geçer zaman
Gezdin tozdun aman aman
Sazdın sözdün aman aman
Giderek üzdün bizi zaman
Yazdın çizdin aman aman
İncecik izdin aman aman
Sıraya dizdin bizi zaman...
Oysa ne güzeldir Yeni Türkü'den keyifli dumanları dinlemek:
Nargilem duman duman ah bayıldım aman aman
İstanbul güzel ama ah zabitleri pek yaman...
Siz isterseniz son satırı;
Memleket güzel ama ah bitleri pek yaman...
şeklinde de söyleyebilirsiniz. En karışığı da kimi kime bölerseniz sonucun değişmediği üçlü sac ayağı. Havuz problemi de ne ola ..!
Yasama ... Dağınık duman
Yürütme ... Darma dağınık
Yargı ... Darma duman
TUMANSIZ bırakılmışsa halk yok pahasına,
DUMANSIZ olsa kim bakar ki Hava Sahasına...
Geç oldu.
Ayakkabılarım çok uzak bir bahardan kalma
Ayaklarım ıslandı
Omzumda hırkam yok
Boş yola baktım. Yanına yürüyerek varmayı denesem. O kadar şehirlerarası ki her şey, orada bahardır belki. Bu yağmur, bu bitkin, ıslanmış, üşümüş tavrım orada yabancı kalır. Yadırganır…. Zaten mecalimi sıfırlasam, yine de bacaklarım bu zaferi hayata geçirebilmek için faydasızdır. Yoksa giderdim. Omzumda hırkam yok. Ve hırkasını omzuma iliştirmeyi göze alacak kadar üşümeyi göze alırdı belki. Islanmış, hastalanmış, üşümüş biçimde gelseydim hırkanı omzuma iliştirecek miydin sahi…
O kadar şehrlerarasıki her şey; buradaki yağmur orada yabancıyken, oradaki güneş burası için amansız kaldı…
Yağmurda yürüyorum ben.
Islak. Hırkasız. Çorbasız.
Konuşmuyorum. Susuyorum.
Birazdan giderim zaten.
Gelmesin kimse peşimden.
…
| tuttum | MarjinalizM |
| tuttum | yasamaktirask |
| tuttum | blackbird1907 |
| tuttum | Metamorphosis |
| tuttum | azapmelekleri |
| tuttum | smlover |
| tuttum | Nocturnus |
| tuttum | larkdevil |
| tuttum | luckymanx |
| tuttum | metaltr |
| tuttum | sayyah |
| tuttum | serpil2310 |
| tuttum | mrlglsvn |
| tuttum | kadintopugu |
| tuttum | emre |
| tuttum | iron man |
| tuttum | fenerum |
| tuttum | SLAVE2008 |
| tuttum | aybey |
| tuttum | kyavuzk |
| tuttum | masal internet |
| tuttum | fermanmetin7 |
| tuttum | ramstat |
| tuttum | Guzelavrat Otu |
| tuttum | combustion |
| tuttum | adranalinn |
| tuttum | zeusss |
| tuttum | manu |
| tuttum | kafkas beyi |
| tuttum | pokemonceko |
| tuttum | zodiack |
| tuttum | pitircan35 |
| tuttum | gamzelim05 |
| tuttum | slaveturkk |
| tuttum | asicocuk3481 |
| tuttum | winixp35 |
| tuttum | YuNYuS |
| tuttum | dduck |
| tuttum | smelly cat |
| tuttum | SWETBOYSHAKAN |
| tuttum | infernom |
| tuttum | Dogucan |
| tuttum | entelmuhtar |
| tuttum | ShataniC |
| tuttum | velvet kisses |
| tuttum | izmiLtere |
| tuttum | ankara ornek tayfa |
| tuttum | Slavee |
| tuttum | kullanmiyorum |
| tuttum | kelebekx |
| tuttum | tinsmith |
| tuttum | sensizsessiz |
| tuttum | anlamsiz |
| tuttum | slayer74 |
| tuttum | sonmohikan |
| tuttum | culkenk34 |
| tuttum | gonulcenem |
| tuttum | gothicqril |
| tuttum | lirix |
| tuttum | osso |
güya gözümüzden sakındığımız, yapmacık itinaların en abartılısını takındığımız elimizde beslenesi, büyütesicelerimiz
çoğunluk elimizde kalanlar değil midir?
saksıya diktiğimiz, tasmaya mahkum ettiğimiz, kafese tıktığımız;
kimsenin ihtimamına muhtaç olmaksızın milyarlarca yılın döngüsünde
var olmuş, olmaya devam edecek sayısız canlı türü..nün
sahipleriymişizcesine;
keyfimize kederlerde canına ot tıkadığımız..
Göz-üm Gez-inirken yakaladım seni,
“Arpacık” kadardı canın.
Parmağıma inanamadım.
Can kudreti bir parmağa bahşedilebilirmiş meğer.
O gün bugündür işaret parmağım oldu “şeytan parmağı”. Ve ben artık zafer işareti yaparken seni hatırlarım,
En büyük yenilgimi.
(1997)
sadece sus diyorum sadece sus...!
Su kahrolasi dünya da güzel olmak adina teksey sensin,,,
Ve,,,sen döndükten sonra,,,Artik ölsem de gam yemem *Kalbim*
sil değiştir yanıtla
seker kiz 05 Kasım 2008 05:46
............Ben hala yürüyorum baba.Arkama bakmadan kimseye aldirmadan...
Bir camın gerisinden ekim için fazlasıyla bereketli gelmiş suya bakıyordu kız. Yağıyordu. Islatıyordu. Üşütüyordu…
Ölümün, insanı kanatan yanı olurdu. Bu kanı bünyede toplayan bir nefesten yoksunluk muydu. Olmamalıydı. Nefes alıyor çünkü. Ama bir ölümün kanı kadar kırmızı yine de içinden akıttıkları…
Her durakta bekleyiş, yeni gidişler getiriyor fikir kalıplarına. Durakta kalıba döktüklerini bir seyir süresince kurumaya bırakıyor aslında. İnince bu seferden, fikirleri hep ziyan. Kalıplar zebil… Hüsran…
Yaptığını, yapmak istediklerini düşündü. Yadırgadı hepsini, her birini. Sevmek böyle bir şeydi. Üzerinden plan geliştirmene ve ilke dizmene asla izin vermeyen olacak kadar asi. Ve bir asinin direttiğiyle bir inatçı başa çıkamıyor belli ki. Bütün kalıplarını esnetti. Hepsini. Her birini…
Anlat desen anlatamaz içindekileri. Sadece susar. Yanına bu yüzden kimseyi istemeyecek bir zaman. Yanına gelmek isteyeni kabul etmeyecek maniler bulacak. Bazıları gerçek, çoğu uydurma. Yanıma gelmesin hiç kimse bu ara. Susuyorum. Konuşuyorum. Duyan yok. Anlayan. Deva olan. Saran ya da üfleyen yok. Neden suskunsun sorusuna verecek cevaplarımı çıkarmadım su üzerine. Biraz daha nefessiz kalmaları gerekecek. Neden susuyorsun deme bana; konuşuyorum ben, duymuyorsun ama. Susuyorum, konuşurken aslında…
Camın gerisinden bakarken cıvıl cıvıl bir bahar vardı. Sesli, gülüşlü, eğlenceli. Sezmesin demiş meğer annem. Sezmesin, kızım daha çok küçük… Cama biraz yaklaşmışım ben sonra; biraz griymiş gök. Baba, yağmur mu yağacak diye sormuşum; kitabını bitir kızım, sonra da yat artık demiş… Karanlıkta uyuyamıyorum baba demiştim; yaktığı ışıklar sadece o günün griliği bitsin içinmiş. Bir ömür bitti sanmıştım. Babam yakmıştı ışıkları. Grilik bir ömür geçer… Baba, duyuyor musun, hava şimdi de karanlık ve ben hala korkuyorum karanlıkta uyumaktan. Kitabımı bitirmedim daha. Az kaldı ama. Çok az işte. Sadece birkaç sayfa… Yorgun dönüyor kızın eve baba; fikri, duygusu, ayakları yorgun oluyor. Bu yüzden eskisi kadar çabuk bitmiyor başladığı kitapları…
Kimseden hiçbir farkımız olmadığı için bu sonu önü simetriden hep uzak kalacak farklılığımız. Arada mesafeler var. Öyle mesafeler ki; aşılması basitleştikçe korkutan, uçuruma yaklaştıran… Söz söylense acıtan, susulsa kanatan, önemsenmese haksızlığın ve ihanetin en büyüğünü yaşatıyormuş kadar suçluluğa bulayan mesafe yığınları…
Hangisi daha doğruydu emin değildim. Yağmurda yürürsem ıslanırdım. Islanırsam üşütürdüm. Üşütürsem hasta olurdum. Hasta olursam zamandan paradan dermandan tüketirdim. Çorba beklerdim. Yağmurda yürümekti aslolan. İstenen bir ıslanma halinin direkt çıkarsamalarıyla hayatı faydasız doğrular içinde geçirmek olmamalıydı. Yürüdüm bu yüzden. Arkamdan seslenen, bak hasta olursun diyen, sana çorba pişirmeyeceğim'le tehdit eden kimseyi umursamadan. Üzerime hırkamı almadan. İliklerimi üşütse ruhumu ısıtacak olan damla yığınlarından korkmadan. Yürüdüm… Kimseye aldırmadan. Ve arkama bakmadan…
sil değiştir yanıtla
seker kiz 15 Ekim 2008 19:14
bir zamanlar masallarim vardi...yildizlara bakarak yasardim zamanlari...
hepimiz bir bataklikta yasiyoruz...bu bizim sirkimiz...
sancilarimizi saçlarimiza silerek özgür kalmaya çalisiyoruz...
belki de arinmak istiyoruz kirletilmisliklerden...beyhude bir çaba bu...
serin sularin serpintileri nasil temizliyemezse çamuru...
kirli bedenleri de yikayamaz masum bahaneler...
ölüm bile çildirmis kimi aldigina aldirmadan gelip gidiyor,basibozuk bir serseri gibi...
süzülüp giden yillara inat zalim hayatin kili kipirdamiyor bile..avuçlarimda kavrulmus hayat, kapanir tüm kapilar sonsuzluga, inadina inadina...
hangi buluta binsem bosluga düsüyor...hangi yagmura kossam islatmiyor...kara delikler yutmus dünyayi...
ne görecek günes var ne düslere dalacak ay gögün yüzünde...
kalpler lanetli kendi etini yiyor kanaya kanata...
bakma gökyüzüne orada yildizlar yok lanetin gözleri parildiyor sadece üzerimiz de...
sevgi artik ucuz bir kelimeden öte anlam tasimiyor...
seni en çok acitan mumu yak hadi, zaman o zaman mevsim o mevsim...
oyunlar bitti,baskalari kirletsin artik gözyaslarini...
ben vazgeçtim gidiyorum, kendi gülümü yolup, kendi dikenlerimi batiricam kendime...
en mahrem günlerinize belki yetisebilirim ama bugün bunun için erken...
anlamlandiramadiginiz da bir dolu saçma sapanliklari dönüp bakin topraga...
ayiramazsiniz da kendi kendinizi tutkularinizdan, yikip geçtiklerinize bakmak aklinizdan bile geçmeden...
ayiramazsiniz ki kendinizi o en derinden...düslerime agit yakacam bu gece bu sabah ve her gece her sabah...
sil değiştir yanıtla
seker kiz 11 Eylül 2008 06:26
en son ne zaman anlamini bilmedigim bir kelimeyi cümle için de kullanmaya çalistim...
simdi çok uzak bir hatira gibi...
ama biliyorum artik...! ASK eskitir beni...!!!!!!!
sil değiştir yanıtla
seker kiz 11 Eylül 2008 06:05
sehirler dolasir gözlerimin önünde...
ve seni arar durur gurbetlerde...
sil değiştir yanıtla
seker kiz 10 Ağustos 2008 17:21
yalvaririm savaslarimi durdur
toprak çeker içine bedenimi herseyimi
ugruna hep kanarim
kanadikça hep yanarim...
sil değiştir
seker kiz 10 Ağustos 2008 17:24
Yasam beni benden alir,kimlere verir...
kollarima kanatlar kondur...
kül olurum uçarim!
ask dogar saçlarimdan
ben batarim yoklugundan...
sil değiştir yanıtla
seker kiz 10 Ağustos 2008 16:43
sen istersen bu gök boyanir,bu mavi hep kahir
sen seversen bu yürek havalanir bir çift kanat olur...
Basladigimiz yerdeyiz ikimiz de...!
Yeni cevabi yok sorularin...
bazen berrak gibi görünen bir dünyaydik...
gözyaslarim beklerdi bir kenarda...!
farklarimiz o kadar çok ki!
geceyi gündüz yapamam
geçecek bir köprü kuramam
sil değiştir
seker kiz 10 Ağustos 2008 16:46
....
artik uyku uyumaya hiç mecalim yok...
sil değiştir
seker kiz 10 Ağustos 2008 16:47
büyük uçurumlar dogurduk ki
kanatlanip uçamam...!
sil değiştir
seker kiz 10 Ağustos 2008 16:48
Hiç duydunuz mu, hiç dinlediniz mi?
Bir gece yolculuğunda bir ara yola saptınız mı hiç?
Duruverdiniz mi orada öylece?
İndiniz mi arabanızdan aşağı?
Hayır mı?
O zaman ben anlatayım size neler olacağını.
Önce sağır olduğunuzu düşüneceksiniz.
Acele etmeyin, bekleyin.
Sessizliğin sesi sarıverecektir sizi yavaşça.
Ve birdenbire fark edeceksiniz gecenin daha önce hiç duymadığınız seslerini.
Bir yaprağın açılırken çıkardığı ses, bir böceğin sesi, uzaklarda öten bir baykuşun sesi.
Ben küçükken bir gece dedem demişti ki...
yeterince sessizse ortalık ve yeterince dikkatli dinlemişsek duyabiliriz yıldızların sesini...
Evinizde bile başarabilirsiniz bunu.
Gecenin ilerlemiş saatlerinde trafik gürültüsü durduğunda fark edeceksiniz evinizdeki ´sessizliğin sesini´.
Son sayım gününü hatırladınız mı?
Geçen bir arabanın ne kadar gürültü yaptığını?
Peki hiç kendi içinizde yaşadınız mı, duydunuz mu kendi ´sessizliğinizin sesini´?
Sessizlik terk ediş değildir, sessizlik kaçış değildir, sessizlik teslimiyet değildir, onaylamak da değildir hiç bir zaman.
Fark ettiniz mi?
Sessizliğin bir başkaldırı, bir direniş, bir çığlık olduğunu, bir sitem, bir reddediş olabildiğini duyabildiniz mi?
sil değiştir yanıtla
seker kiz 05 Ağustos 2008 02:52
AŞKLARINIZIN SAHİBİ BENİM...
BEN SIZE İLAN-I HARBIM... ELVEDA...
sil değiştir yanıtla
seker kiz 03 Ağustos 2008 21:26
Geçtim hüzünlü dost bahçelerinden döküldü meyvelerim,erken hasat mevsimiydi gelen. Kirildi dallarim,küstüm hayata,erken inen aksamlara agladim...Erik toplarken unuttum adini,içime çökerken dostumun dostluga ihaneti...Simdi çalsin ihanetin davullari mezarimda...Zeb...aniler dansetsin yanibasimda kurtlar kemirsin içimi lime lime olayim...Kadinin kadina ihanetini de gördü kör olasi gözlerim...Dünya giderek tiksindiriyor...
Dibe vuran sesdir simdi dinledigimiz dünyanin gerçek sesi.Elimi uzattigim hersey toz yigini...Umutlar yangin, ölüler yiyor etlerimizi ,kemiriyor kuskular güvenden nasipsiz cesetlerimizi...Enkaz toplayan Akbabalara yem olmusuz gören gözlere mil mi çekildi?Kimseler duymaz mi feryad-i ahimi? Hala inanmaya çalismanin girdaplari çeker durur beni kendine...Adam adam kadin kadin yokolurken cinsiyetler...Şah-IKARGA
Aşk, alkol gibi insanı uyuşturuyor. Dengem bozuldu, kendimle kavga etmekten yoruldum. Birazdan şurada uyuyacağım. Aşk denilen oyunun bütün kurallarını biliyordum ama şimdi hepsini unuttum. Aslında hatırlıyorum da oynayasım yok. Bu defa diyorum, açık olsun kartlarımız. Kimse kandırmasın, düzen kurmasın, yalan söylemesin. Bunun içinde tek kural, gerçekten aşık olmak! Şah-IKARGA
...
..yok karşılığı sözlüklerde insani korların..! IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN
Korkular;onlari yarattigimiz sürece vardir...oysa beni artik korkutan bir sey oldugunu sanmiyorum...Insanin insana yaptigi zulümden baska !
kapın her çalındıkça,
o mudur diyeceksin.
beni kaybettin artık,
sen çok bekleyeceksin.
Hiç duydunuz mu, hiç dinlediniz mi?
Bir gece yolculuğunda bir ara yola saptınız mı hiç?
Duruverdiniz mi orada öylece?
İndiniz mi arabanızdan aşağı?
Hayır mı?
O zaman ben anlatayım size neler olacağını.
Önce sağır olduğunuzu düşüneceksiniz.
Acele etmeyin, bekleyin.
Sessizliğin sesi sarıverecektir sizi yavaşça.
Ve birdenbire fark edeceksiniz gecenin daha önce hiç duymadığınız seslerini.
Bir yaprağın açılırken çıkardığı ses, bir böceğin sesi, uzaklarda öten bir baykuşun sesi.
Ben küçükken bir gece dedem demişti kiÿÿ;
yeterince sessizse ortalık ve yeterince dikkatli dinlemişsek duyabiliriz yıldızların sesini...
Evinizde bile başarabilirsiniz bunu.
Gecenin ilerlemiş saatlerinde trafik gürültüsü durduğunda fark edeceksiniz evinizdeki ´sessizliğin sesini´.
Son sayım gününü hatırladınız mı?
Geçen bir arabanın ne kadar gürültü yaptığını?
Peki hiç kendi içinizde yaşadınız mı, duydunuz mu kendi ´sessizliğinizin sesini´?
Sessizlik terk ediş değildir, sessizlik kaçış değildir, sessizlik teslimiyet değildir, onaylamak da değildir hiç bir zaman.
Fark ettiniz mi?
Sessizliğin bir başkaldırı, bir direniş, bir çığlık olduğunu, bir sitem, bir reddediş olabildiğini duyabildiniz mi?
Angelina Jolie çadır kentte BM Mülteciler Yüksek Komiserliği İyi Niyet Elçisi olan ünlü aktris Angelina Jolie, Suriye'deki olaylardan kaçıp Türkiye'ye sığınan mültecileri, yerleştirildikleri Hatay'daki kampta ziyaret etti. Jolie ziyareti sırasında siyah spor bir kıyafet giydi.
Dışişleri Bakanlığı tarafından Hatay'daki mültecileri ziyaret isteğine olumlu yanıt verilen 6 çocuk annesi 36 yaşındaki Angelina Jolie, detayları sır gibi saklanan bu ziyareti için Malta'dan havalanan Slovenya Linxair Business Airlines Şirketi'ne ait Cessna Citation CJ2 tipi çift motorlu 8 koltuklu özel jetle saat 15.30'de geldi.